Kategoriler
Haberler

Erdoğan’dan Engin Özkoç’a 1 milyon TL’lik dava

Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç aleyhine 1 milyon TL’lik manevi tazminat davası açtı.

 

CHP’li Özkoç, dün Meclis kürsüsünde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a hakaret etmiş, sonrasında Meclis’te gerginlik yaşanmıştı. 

SORUŞTURMA BAŞLATILMIŞTI

 

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç hakkında “Cumhurbaşkanına hakaret” suçundan resen soruşturma başlatmıştı.

Yedi Gündem

Abone Ol

Kategoriler
Haberler

Başörtülü avukatın hukuk zaferi: Baro’ya açtığı davayı 7 yıl sonra kazandı

Haber7 – İbrahim Can

 

İbn Haldun Üniversitesinden Araştırma Görevlisi Saliha Kaya, başörtülü fotoğrafını kabul etmeyen Türkiye Barolar Birliği’ne karşı açtığı davayı kazandı. Kaya, emsal teşkil eden kararla ilgili Haber7’ye özel açıklamalar yaptı.  

Avukatlık stajını bitirdikten sonra Konya Barosuna baro levhasına yazılma talebinde bulunduğunu belirten Kaya, “Talebimi kabul eden baro, gereğinin yapılması istemiyle dosyayı Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı’na gönderdi. Staj dosyasını inceleyen Barolar Birliği, başvuru belgesinde bulunan başörtülü cübbeli fotoğrafım nedeniyle başvurumu reddetti” diye konuştu.

 

Araştırma Görevlisi Saliha Kaya.

RUHSAT VERMEMEKLE TEHDİT ETTİLER

TBB’nin kendisinden başı açık cübbeli fotoğrafını istediğini kaydeden Kaya, sözlerini şöyle sürdürdü:

“TBB’ne sunduğum dilekçede Avukatlık Kanunu’nda avukat olmam için belirtilen tüm şartları taşıdığımı ve başörtülü avukat cübbeli fotoğrafımla yapmış olduğum müracaatımın kabul edilerek avukatlık ruhsatımın verilmesi talebinde bulundum. Ancak TBB, avukatlık ruhsat talebimi reddetti.”

TBB’nin kararının Adalet Bakanlığı tarafından da onaylandığını belirten Kaya, Konya Barosu’nun ruhsat için cübbeli başı açık fotoğraf vermemesi durumunda, Baro levhasından kaydının silineceği ihtarında bulunduğunu anlattı. Kaya, “Bu işlem meslek hayatımın başlamadan bitmesi anlamına geliyordu” diye konuştu.

VAZGEÇMEDİ, OLAYI MAHKEMEYE TAŞIDI

Avukat Saliha Kaya, baronun kararından sonra vazgeçmedi. Kaya, daha açtığı süreci şöyle özetliyor:

“Söz konusu işlemler gerek ulusal hukuka gerekse uluslararası hukuka açıkça aykırılık taşımaktaydı. Bu sebeple Avukatlık Kanunu Yönetmeliği’nin ilgili fıkrasındaki “başı açık” ifadesi ile Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı Yönetim Kurulu kararı ve Adalet Bakanlığı’nın onama kararının iptali için 2012 yılında yetkili konumda olanlara hukukun önceliği ile insan haklarını koruma görevini tekrar hatırlatma adına vatandaşlık görevi olarak gördüğüm bu davayı açtım.

Başvurumu değerlendiren Danıştay 8. Dairesi 2013 yılında oybirliği ile hem ilgili yönetmelik maddesindeki başı açık ifadesinin hem de dava konusu işlemlerin yürütmesinin durdurulmasına; 2017 yılında ise iptaline karar verdi. Türkiye Barolar Birliği kararı temyiz etti, İdari Dava Daireleri Kurulu ise 14 Ekim 2019 tarihinde TBB’nin temyiz isteminin reddine ve Danıştay 8. Dairesinin kararının onanmasına oy çokluğu ile karar verdi.”

2012’de açtığı davanın temyiz sonucunun dün eline ulaştığını kaydeden Kaya şunları söyledi:

“Danıştay 8. Dairesinin şu an adaleti, hakkaniyeti, temel hak ve özgürlükleri savunan böyle bir karar vermiş olması çok sevindirici. Bununla birlikte Danıştay yürütmenin durdurulması kararını oybirliği ile vermişken; İdari Dava Daireleri Kurulunun temyiz isteminin reddine ilişkin kararı oyçokluğu ile almış olması düşündürücüdür. Kuruldaki bir üye, karşı oy yazısında söz konusu adaletsiz uygulamanın demokratik, laik bir ülkede çalışma hak ve özgürlüğü ile din ve vicdan özgürlüğüne aykırı olmadığı görüşünde olduğu kanaatine yer vermiştir. Uzun yıllardır başörtü sorunu olmayan ülkemizin demokratikleşme adına geldiği bu noktada Avukat adayı başörtülü kadınlara karşı ayrımcılıkta bulunulmasının bir hukukçu tarafından savunuluyor olmasının üzüntü verici olduğunu söylemek isterim.”

DUYGULANDIRAN MESAJ

Saliha Kaya ayrıca, kararla ilgili Adalet Bakanlığı’ndan kendisine gelen duygu yüklü mesajı da bizimle paylaştı. Kararı gören Adalet Bakanlığı çalışanının kendisini hiç tanımadığı halde kendisine tebrik mesajı gönderdiğini belirten Kaya, bu durumun Türkiye’nin ne kadar yol kat ettiğini de gösterdiğini vurguladı.

Türkiye’nin daha önceden yaşadığı başörtüsü sorununa dikkati çeken Saliha Kaya sözlerini şöyle tamamladı:

“Gerek eğitim kurumlarında gerek kamuda gerekse serbest meslek mensupları açısından uzun yıllar ülkenin gündemini meşgul eden başörtüsü problemi esasında yargı organlarının başörtüyü anlama ve yorumlamalarıyla ilgiliydi ve bu süreçte mağdur olan sadece başörtülüler değil, esasında ülkemiz oldu! Ülkenin ilerlemesi adına kaç yıl kaybettik! 

Verilen karar çok sevindirici olsa da mevcut konjonktür değiştiğinde başörtüsü probleminin tekrar gündeme gelme ve hukukun devre dışı kalma endişesini taşımıyor olmak isterdim. Herkes için adalet dediğimiz sürece temel hak ve özgürlüklerin korunması adına ülkemizde çok iyi işlerin yapılacağına inanıyorum! 2012 yılında açtığım, 2019 yılında karara bağlanan dava sürecinde başta bana destek olan değerli ailem, arkadaşlarım ve hukukçu meslektaşlarıma sonsuz teşekkürlerimi sunarım.”

Saliha Kaya, Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde okuduktan sonra 2010’da İstanbul Bilgi Üniversitesinden mezun oldu. Şu an İstanbul Üniversitesi’nde kamu hukuku programında doktora yapan Kaya, aynı zamanda İbn Haldun Üniversitesinde araştırma görevlisi.

KAYNAK: HABER7 | ÖZEL
Yedi Gündem

Abone Ol

Kategoriler
Haberler

Kadir Şeker olayını uzmanlara sorduk: 3 farklı yorum

Haber7 – İbrahim Can

 

Üniversiteye hazırlanan 20 yaşındaki Kadir Şeker, geçtiğimiz günlerde yaşadığı bir olay sonrasında bir anda Türkiye’nin gündemine yerleşti. Parkta şiddete müdahale etmek isterken “katil” olan Şeker, halen tutuklu bulunuyor.

Şiddet gördüğü öne sürülen Ayşe D’nin verdiği ifadeler ise soru işaretlerini artırdı. İlk başta darp gördüğünü söyleyen Ayşe D, daha sonra “Özgür Duran’ın kötü bir insan olmadığını ve darp görmediğini” belirtti. 

 

Olayın yaşandığı Kosova Mahallesindeki park.

Olayın duyulduğu ilk günden itibaren ise sosyal medyada Kadir Şeker’i destekleyen paylaşımlar yapıldı. “Kadir Şeker için adalet” başlığıyla yapılan paylaşımlarda, üniversite hayali olan gencin suçsuz olduğu, kadın cinayetlerinin önüne geçmek için hayatını ortaya koyduğu ifade edildi.

Ölen Özgür Duran’ın ailesi ise, “Neden bıçağı kalbine sapladı” sorusunu gündeme taşıdı. 

Halen tutuklu bulunan Kadir Şeker’le ilgili Konya Cumhuriyet Başsavcılığı’nın araştırmaları devam ediyor. İddianame hazırlandıktan sonra yargılama süreci başlayacak. 

Uzman hukukçular, Kadir Şeker olayını Haber7 için değerlendirdi. Toplanacak delillerin yargılama sürecinin seyrini etkileyeceğini kaydeden uzmanlar, sosyal medyada yapılan yorumlarla ilgili de, “yargının görevini yaptığını ve buna müdahale edilmemesi gerektiğini” vurguladı. 

“OLAYIN 2 BOYUTU VAR”

Avukat Cüneyt Toraman değerlendirmesine, “Ayşe D, ailesinin yanına gelince aile baskısıyla ifadesini değiştirebilir dedim. Gerçekten de değiştiğini görüyoruz” diye başladı. Olayın 2 boyutu olduğuna dikkati çeken Toraman, “Ya yaralama ya da öldürme kastı vardır. Mahkemenin tayin etmesi gereken en önemli husus bu. Eğer yaralama kastı varsa meşru müdafaaya girer” dedi. 

Toplanacak delillerle ilgili de konuşan Toraman, “Kamera ve çok sayıda tanık varsa ve dürüst tanıklık varsa meşru müdafaaya girer ve hiç ceza almayabilir” ifadelerini kullandı. Toraman ayrıca, meşru müdafaayı aşması durumunda “adam öldürmeden” 3-5 yıl veya 8 yıla kadar hapis cezası alabileceğini kaydetti.

Toraman değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

“Ama asıl problem eğer bir öldürme kastı söz konusuysa, meşru müdafaa kanıtlanamazsa öldürme kastı devreye girecek. Öldürme kastında da tabii ki ağır tahrik devreye girecek.

Burada acaba yargı nasıl karar verir? Türkiye bir hukuk devleti. 1930’lardan beri binlerce Yargıtay kararı var. Yargıtay bunu tartışmış; hangi eylemi yaralama, hangi eylemi öldürme kapsamında değerlendirelim sorusunu sormuş. 

Eğer karşıdan birisi bıçakla seni yaralamaya geliyor, silahın varsa silahını çekersin, belinden aşağı bir defa ateş edersin. Bu saldırıyı def eder. Meşru müdafaa kapsamındadır. Yani mukavemet ölçülü olacak. Bir saldırıya maruz kalacaksın ve def edecek kadar eylem yapacaksın.

Eğer sana saldıran kişiye öldürücü 6, 8 ya da 10 bıçak darbesiyle öldürmüşsen veya kalbinden bir darbeyle bıçaklamışsan veya ağır demir bir çubukla kafasına öldürücü şekilde birden fazla vurmuşsan bu yaralama kastı kabul edilemez. Bunda artık öldürme kastı vardır. 

Özgür Duran ile Ayşe D.

“FOTOĞRAF ÇOK NET”

Bu kararlara baktığımızda olay aslında çok net. Bizim 70 yıllık bir geleneğimiz var.

Bana göre fotoğraf çok net. Tartışmayı gerektirmeyecek kadar net. Kalbinden bıçaklamışsan kastı geçen bir yaralama. Ya da yaralama kastı olarak kabul etmiyor. Kalbinden bıçaklamıştır da, tesadüfen saplandığını ortaya koyarsa yine yaralama kastına gidebilir. Ama bunun ispatı çok zor.

Kamera görüntüleri dışarıda var dediler. İçeride yok dediler.

Bu çok teknik bir konu. İleri düzeyde hukuk birikimi olanların çözeceği bir olay.”

KADİR’İN ÜSTÜNDE BIÇAK TAŞIMASI

Toraman, Kadir Şeker’in yanında bıçak taşımasıyla ilgili soruya ise şu yanıtı verdi:

“Türkiye’de çakı çok yaygın bir şeydir. Üzerinde çakı olmayan tek bir köylü bulamazsınız. Bunu sadece bıçak taşımayı şehir kültüründe taşımak yargılıyor ama o çocuk geleneksel değerleri taşıyan biri olarak taşıyor olabilir.

Eğer Kadir’in 18-20 tane sabıkası olsaydı bağlantı kurulabilirdi ama hiç kullanmamış ki.”

“MEŞRU MÜDAFAA DEMEK İÇİN ERKEN”

Prof. Dr. Ersan Şen ise, “Savcılığın kararını beklemekte fayda olduğunu” söyledi. “Meşru müdafaa var” demek için erken olduğunu kaydeden Şen, “Parkta tartışan bir kadın ve erkek var. Basına yansıyan beyana göre bıçağı olan ve bıçakla gelen bir şahıs var. Orada müdahale ediyor ve o sırada bir kavga yaşanıyor. Bu noktada kullanılan bıçak açıkçası ilk bakışta meşru savunma gibi gözükmüyor. Bir haksız tahrik olabilir ama daha sonra meşru müdafaadan sınır aşılmış olabilir” ifadelerini kullandı. 

“SOSYAL MEDYA MAHKEMESİ KURMADIK”

Kadir Şeker için sosyal medyada paylaşılan destek mesajlarına da değinen Şen, şunları söyledi:

“Sosyal medyadan insanlar tutuklanan şüphelinin bırakılmasını istediler, kadınlar şiddetten korunsun dediler. Ancak tabii bu işler uzaktan söylemekle olmaz. Çünkü biz savcılıkları, mahkemeleri henüz sosyal medya mahkemeleri olarak kurmadık. Süreci beklemek lazım. Buradan meşru savunma çıkabilir, kasten insan öldürme çıkabilir. Tüm bunlara bakmak lazım.

Yargıya güveneceksiniz, biraz bekleyeceksiniz. Siyasiler de vatandaşlar da yorum yapıyor. Yargı yorumla hareket etmez. Vicdanıyla da hareket etmez. Kanunlarla hareket eder. Dolayısıyla başsavcılığı beklemeklazım. Yargının işi sosyal medyanın isteğine göre hareket etmek değil. Neticede orada bir insan hayatını kaybetmiş. Birini kahramanlaştırırken hayatını kaybedeni de işin sorumlusu olarak görmemek lazım. Biz ön yargılarla hareket ediyoruz. Bırakalım yargı hukuk devletinde işin yapsın.”

Özgür Duran'ın babası,

“HEMEN TUTUKLAMA OLMASI NORMAL”

Yaşanan olayda tarafların, yani Özgür Duran ile Kadir Şeker’in birbirini tanımadığını hatırlatan Şen, “İddiaya göre Ayşe D, Özgür Duran’ın müstakbel eşi. Fazla ses oluyor herhalde. Bir iddiaya göre elinde bıçakla gidiyor, bir iddiaya göre de bıçaksız gidiyor, çıkan tartışma sonrası bıçağı çıkarıyor. Bir iddiaya göre kalbinden bıçaklanıyor, bir iddiaya göre tesadüfen kalbine isabet ediyor” dedi.

Hemen tutuklama talebinin isabetli bir karar olduğunu vurgulayan Şen, “Hemen tutuklama tedbirine başvurulduğunda ortalığı yangın yerine çevirmeye gerek yok. Kasten insan öldürme olduğu için tutuklanması normal. Buz gibi meşru savunma olur silahı çekmiştir, sen de kendini savunmuşsundur. Burada böyle bir durum yok ki” diye konuştu.

“DOSYAYI GÖRMEDEN KESİN KANAAT GETİREMEYİZ”

Kadir Şeker’in kasten öldürme suçu işlediyse çok yüksek bir ceza istemiyle yargılanacağını belirten Şen, şu değerlendirmede bulundu: 

“Kasten insan öldürme suçu işlenmişse ceza çok yüksek burada. Delillere göre karar verilir. Ama ilk anlaşılan, her durumda saldırı altında bulunan kişiye; saldırıyla oranla savunma verilmediği görülüyor. Olay yerinde bulunan kadının ifadesi bu yönde. ‘Biz o sırada sadece yüksek sesle tartışıyorduk parkta’ diyor. Orası kamuya açık bir yer. Gencin bıçakla geldiğini söylüyor, doğruysa.

Ölenin de vurduğunu, diğerinin de vurduğunu söylüyor. Daha sonra da eline kan geldiğini, bıçaklandığını da o sırada anladığını görüyoruz. Artık son çare bıçağını çektiği durum gözükmüyor. Ama tekrar söylüyorum, yansıyana göre. Burada kesin kanaat belirtemeyiz dosyayı görmeden. Ama tutuklama tedbirine başvurursunuz burada. Neticede orada ölen bir insan var.

Kadir Şeker.

Kanun-kitaba göre hareket etmek gerekiyor. Sosyal medya istiyor diye yargı tesis edemeyiz. Toplumun, sosyal medyanın duyarlılığını anlıyorum ama onlar yargıyı sevk edemezler. Biz, maddi hakikat ve adalete deliller üzerinden ulaşırız. Acıyabilirsin, vicdan edebilirsin; tesadüf diyebilirsin, kadına yardım etmiş ama bıçak çekip kendini müdafaa etmiş yoksa ölen küfretti ona mı kızdı bunlara bakmak lazım. Meşru savunmanın şartları son derece ağır. Türk Ceza Kanunu 25. Maddede düzenlenmiş bu. 27. Maddede ise açıklaması var. Bunlara bakmak lazım. Beklemek gerekiyor. Sosyal medya köpürüyor ama onların beklentisine göre yargı hareket etmez. Milletin emir eri değil yargı. Yargı işini yapar.”

MEŞRU MÜDAFAA SAYILMASI İÇİN GEREKLİ ŞARTLAR NELER?

İstanbul Şehir Üniversitesi Ceza Hukuku ve Ceza Muhakemesi Hukuku Ana Bilim Dalı Araştırma Görevlisi Akar ise, “meşru müdafaa sayılıp sayılamayacağı” ile ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: 

“Türk Ceza Kanunu’nun 25/1. maddesinde meşru savunma (müdafaa) düzenlenmiştir. Meşru savunma halinde hareket edilmesi kişinin fiilini hukuka uygun hale getirir. Başka bir deyişle meşru savunma kapsamında kalan davranışlar suç olarak kabul edilmezler. Bunun sonucu olarak da kişinin herhangi bir sorumluluğu söz konusu olmaz. Bu kadar önemli bir kurum olan meşru savunmanın hangi şartlarda söz konusu olacağı ise TCK’da detaylı olarak hükme bağlanmıştır.”

Peki bu şartlar nelerdir? Başka bir ifadeyle kişi ne zaman meşru savunma halinde hareket etmiş kabul edilir?

Meşru savunmanın şartları saldırıya ve savunmaya ilişkin olmak üzere ikili bir ayrıma tabidir. Buna göre ilk olarak, kişinin kendisinin veya bir üçüncü kişinin  haklarına yönelik haksız bir saldırı bulunmalıdır. Bunun yanı sıra bu haksız saldırının mevcut olması yani devam ediyor olması gerekir. Bu şartın sonucu olarak örneğin saldırı sona ermişse meşru savunmadan bahsedilemeyecektir. Diğer taraftan savunmanın saldırıyı gerçekleştiren kişiye yönelik olarak ve bu saldırıyı def etmek amacıyla yapılmış olması gerekir. Savunmaya ilişkin son şart ise savunmanın zorunlu ve orantılı olmasıdır. Bir somut olayda meşru savunmanın kabul edilebilmesi için yukarıda özetlediğimiz tüm şartların birlikte gerçekleşmiş olması gerekir. Bu şartlardan biri bile gerçekleşmemişse meşru savunmanın olmadığı sonucuna ulaşılır.

Akar, Kadir Şeker olayıyla ilgili ise, “Meşru savunmanın bulunduğunun söylenebilmesi için tüm bu şartların gerçekleşmesi zorunludur” dedi. Savcılık soruşturmasının halen devam ettiğini hatırlatan Akar, “Dosyadaki delillerin, kamera kayıtlarının, tanık ifadelerinin tamamının bir değerlendirmeye tabi tutulması gerekir. Somut olayda ancak tüm deliller değerlendirilerek meşru savunmanın bulunup bulunmadığı anlaşılacaktır” ifadelerini kullandı. 

“SALDIRI YOK SONUCUNA ULAŞILIRSA MEŞRU SAVUNMA BULUNMADIĞI KABUL EDİLECEK”

Sosyal medyanın en çok tartışılan konulardan biri de Özgür Duran’ın Kadir Şeker’e yönelik herhangi bir saldırısının olup olmadığı. Akar, bu soruyla ilgili şöyle konuştu: 

“Burada kritik önemde olan konu bir defa maktül Özgür Duran’ın Ayşe D’ye karşı ve olayın devamında şüpheli Kadir Şeker’e karşı herhangi bir saldırısının olup olmadığıdır. Dolayısıyla öncelikle savcılığın bu konuyu açıklığa kavuşturması gerekmektedir. Şayet yapılan inceleme sonucunda maktülün Ayşe D.’ye veya şüpheli Kadir Şeker’e yönelik haksız bir saldırısının bulunduğu ortaya konabilirse meşru savunmanın önemli şartı sağlanmış olacaktır. Ancak delillerin incelenmesi sonucunda böyle bir saldırının bulunmadığı sonucuna ulaşılırsa diğer şartların gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılmaksızın meşru savunmanın bulunmadığı kabul edilecektir.

Maktülün Ayşe D.’ye karşı bir saldırısının bulunduğu kabul edilse dahi bu durum tek başına meşru savunmanın bulunduğu anlamına gelmez. Ayşe D. lehine savunmada bulunan şüpheli Kadir Şeker’in bu savunmasının orantılı olması da zorunludur. Gerçekten de savunmanın o andaki hal ve koşullara göre mevcut olan saldırı ile orantılı yapılması gerekir. Bu konuda yapılacak değerlendirmede dikkat edilecek husus o andaki hal ve koşullara göre savunmanın saldırıyı def edecek ölçüde olup olmadığıdır.  Saldırganın birine yumrukla veya tekmeyle saldırması ile savunmada bulunanın bıçak kullanmış olması tek başına saldırının ölçüsüz olduğu anlamına gelmez. Ancak araçlar arasındaki orantısızlık yine de önemli bir veri teşkil eder.  Birisine tekmeyle veya yumrukla yapılan saldırıyı bir bıçakla veya tabancayla def etmek duruma göre savunmanın ölçüsüz olduğu anlamına da gelebilecektir. İşte böyle bir durumda meşru savunmada sınırın aşıldığı sonucuna ulaşılır.  Bu konunun ayrıntılarına aşağıda değinilecektir.”

Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre, Özgür Duran kendisini öldüren darbeyi kalbine saplanan bıçakla aldı. Akar, “Kadir Şeker adam öldürmeden yargılanır mı” sorusuna verdiği yanıtta şu bilgilendirmeyi yaptı:

“Olayda maktülün kalbine bıçak saplandığı ve ölümün bundan dolayı oluştuğu söylenmektedir. Maktülün birisine elinde bir silah olmaksızın saldırması durumunda fail bu saldırıyı def etmek için onun kalbine bıçak saplayabilir mi? Yukarıda ifade ettiğimiz üzere meşru savunmadan bahsedebilmek için savunmanın saldırı ile orantılı olması gerekir. Yani savunma saldırıyı def edecek ölçünün ötesine geçmemelidir. Geçerse meşru savunmada sınır aşılmış olur (TCK md. 27/1) ve bu durumda savunmada sınırın kasten veya taksirle aşılmış olmasına göre kasten öldürmeden veya taksirle öldürmeden sorumluluk gündeme gelecektir.

Peki bu durumda savunmada ölçüsüz davranan  kişinin (olay bağlamında Kadir Şeker’in) kurtulması mümkün değil midir? Hemen belirtelim ki meşru savunmada sınırın kasten veya taksirle aşılması halinde dahi kişinin ceza almamasını sağlayacak bir hukuki mekanizma bulunmaktadır. TCK md. 27/2’ye göre meşru savunmada sınırın mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi halinde faile ceza verilmez. Yani bu durumda meşru savunmada sınır aşılmış olmasına rağmen failin ceza almaması mümkündür. Burada failin yaşı, eğitimi, sosyo-kültürel durumu vs.  dikkate alınarak somut olayda korkuya, telaşa, heyecana kapılıp kapılmadığı ortaya konmalıdır. Şayet bu sebeplerden biri dolayısıyla sınırı aştığı sonucuna ulaşılırsa, failin kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle ceza alması mümkün olmayacaktır.”

KAYNAK: HABER7 | ÖZEL
Yedi Gündem

Abone Ol